YOSMAYA(YAZGIYA) MEKTUP

En doğal haliyle yaratılmıştı insan. İnsanlığına su katılmamış, sert dalgalarla yıpranmamış, yağan yağmurun altında dolaşmamış, gül bahçelerinde dolaşıp mis kokuya ermemiş, dokunmamış, tatmamış, dünyanın dönüsüne ermemiş...

Bütün maddesel varlıklar ile fizyolojiyi değiştiren duygusal tepkimelerin sonucunda, onların farklı ölçeklenmesiyle oluşurdu mizaç, karakter, huy denen sınıfsal başkalaşımlar.

Bizim kahramanımız gelenekçi ve dinsel öğeler ile yetişmiş, muhafazakar bir ailenin ürünüydü. Başı sokakta yürürken eğik, sanki ben yokum dercesine, ama fiziksel donanımı ben burdayım söylercesine...

Haram nedir bilmemişti. Aşk onun için yasaklanmış, şarap çıkmaz sokak. Kalbi titrerdi, gözü takılacak diye harama. Kalbi titredi, çünkü aklında sadece haram vardı. Kalbi titrerdi çünkü haram denen yasakları bilmesede hayalini bilirdi zihninde. Yoksa bilmeyen korkarmıydı bilmediğinden. Bilmeyen korkarmıydı zihninde yarattıklarından. Oysa sen benim kahramanımı yaratan yüce Yaratıcı! Yoksun da nasıl varsın zihnimde. Korkuyorum yanlış yapacağım diye sendençünkü varsın benliğimde...

Bizim kahramanımız yosmaydı. Annesi yosma olan bir kadının kızıydı. Başı sokakta gezerken demezdi acaba bu erkeklerden hangisi düzecek diye beni. Ama yosmaydı. Kocasından ayrılmıştı. Sebebi kocası kumarbazdı. Bir kızı vardı.Babası onu terk ettiğinde sekizindeydi. Anası yirmisekiz.. Bir yosmanın kızıydı. Hem piçti, hem annesi yosma. Düşer kalkardı, biçimi belli olmayan en aşağılık,yaratık bile denmeyecek ruh taşımayan maddelerle...

İşte Tanrım! İnsanın ruhunu değiştirebilirsin ama yazgısını asla. Ne yaparsam yapayım esiriyim yazgımın.

Kahramanlar buluştu en adi, en karşılaşılmayacak yerde. Kahraman o güne kadar girmemişti gül baçesine. Tatmamıştı işte güzel, yaratılanların en lezzetlisini. Oysa, yosma olan kahramanın gülü solmuştu. Kimbilir kaç gülden anlamayan dokunmuştu. Oysa sadece sevmek dokunmak değil miydi?

Denememişti, dokunmamıştı, koklamamıştı belki ama sadece bizim kahramanımız anlamıştı ne kadar değerli olduğunu gülün. E hikaye bu ya kahramanlar etkilenmişlerdi birbirlerinden. Beraber olmuştu hiç olunmayacak bir yerde. Titremişti. Kahramanın bacakları Richter ölçeğiyle beş nokta dört şiddetinde gidip geliyordu sahip olduğu benliği akıtırken...

Yazgı sen ne biçim bir şeysin. Sen nasıl bir şeysin ki beni dairenin dışına itmeden döndürüyorsun yeryüzü denen toprakta?

Kelime denen semboller yetersiz kalırdı anlatmaya; yosmanın aşkıyla, adam olan adamın aşkını.

Adam olan adam buluşamadığında hep düşünürdü zihninde orospuyu. Elalem ne derdi? Gerekirse zincirlere vururlardı bedenini ama varamazdı sevdiğine. Adi bir sürtüktü sevdiği. Sevilmeye hakkı mı vardı onun?

Yazgı, ah yazgı! Adam olan adamın düşünceleri serbestti belki zihninin içinde. Yuva kuracaklardı gerçekten sevdiğiyle. Onun gülünü koklamak ne güzeldi.

Yazgı, zalim yazgı. Sahi sevdiğim şimdi ne yapıyordu!?

Yazgı, nereye dönersem döneyim, bırak Allah aşkına bırak, aynı yola döndürme. Bırak matematiği işte.

Ne olduysa oldu, hikaye bu ya; mutlu hayaller, sevgililer ayrıldı, bitti...

Gül soldu, dudaklar eridi.

Adam olan adam başka bir güle aşık oldu. Gül tazeydi. Gül daha açmamıştı yapraklarını. Aşık olmuştu kahraman taze güle. Sahi bu adam ne oldu da böyle oluverdi?

Yazgı zalim yazgı. Kahraman soldurdu bu gülü. Bıraktı.

Terk etti.

Gülün tadını almıştı ya en karşılaşılmayacak yerde...

Yazgı, kahbe yazgı! Soldurduğu gül bilmeden, ,istemeden annesi yosma olan kızın gülüydü.

Sahi, ey yazgım söylermisin bana!

Hadi ben bilmiyordum, sen neden söylemedin bana...

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !